Archive for the ‘Din’ Category

Kefaret orucu tutanların dikkat etmeleri gereken hususlar

Pazartesi, Ağustos 23rd, 2010
  • Üzerinde kefaret orucu olan bir kimse, bu iki aylık orucu, hiç ara vermeden peş peşe tutmak zorundadır. Dolayısıyla araya, Ramazan ayı veya kendisinde oruç tutmanın haram olduğu günlerin girmemesi lazımdır. Aksi taktirde kefaret orucunu tutmaya yeniden başlamak gerekir.
  • Yolculuk, Ramazan orucunun edasını te’hire ruhsat lomakla beraber; kefaret orucunu tutmakta olan kimse, yolculukta da bu oruca devam etmek zorundadır.
  • Hayız, nifas haline giren kadının kefareti bozulmaz. Bu günleri geçirdikten sonra, kefaret orucunu kaldığı yerden tutmaya devam eder.
  • Kefaret; orucu tutmamanın değil, tutulan orucu kasden bozmanın cezasıdır. Bu bakımdan, Ramazan-ı şerif’te oruç tutmaya hiç niyet etmeyen kimse, tutmadığı bu oruçları sonradan sadece kaza eder. Kendisine ayrıca kefaret gerekmez. Yalnız böyle bir şey günahtır, tövbe edilmesi gerekir.

Kaynak: Bir Müslümanın Yol Haritası / Akademi Araştırma Heyeti

Günahını başkasına anlatmak

Çarşamba, Ağustos 18th, 2010

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadis-i şeriflerinde:

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

“Bütün insanlar hata işleyebilirler. Ancak hata işleyenlerin en hayırlısı, tevbe ile yeniden Allah’a dönenlerdir.” (Tirmizî, Kıyamet 49) buyurmuşlardır. Evet, insan hata ve günah işleyebilir. Ancak işlenen günahı setretmek ve kimseye faş etmemek esastır. Çünkü Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte:

كُلُّ أُمَّتِى مُعَافَى اِلَّا الْمُجَاهِرُونَ

“Günahı alenî işleyenlerin dışında ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır.” buyurmuşlar; daha sonra da kişinin geceleyin işlediği ve Allah’ın da affettiği bir günahı sabah olunca başkalarına anlatmasını alenî günah işlemenin bir çeşidi olarak saymışlardır. (Buhârî, Edeb 60) Böylece o kişi, Allah’ın örttüğü bir hatayı kendisi açmış, günahını halkın içinde anlatıp insanları o günaha şahit tutmakla, bir manada kendi elini kolunu bağlamıştır. Bunun neticesinde ise, o davranış, ahirette kendi aleyhine değerlendirilecek bir husus olarak karşısına çıkacaktır.
(daha fazla…)

Fuzuli Konuşmanın Ölçüsü ve Örnekleri

Çarşamba, Ağustos 18th, 2010

Bazen sen öyle sözler sarfedersin ki, eğer konuşmamış olsaydın günaha girmeyeceğin gibi, şimdi ve ileride de zarara uğramazdın. Bunu bir misalle anlatalım:

Bir cemaatle beraber oturursun. Onlara yolculuklarından bahsedersin. Yolculuk esnasında gördüğün dağları, nehirleri, başından geçen olayları, hoşuna giden yemekleri, elbiseleri, seni şaşkınlığa sevkeden hadiseleri, beldelerdeki büyükleri, oralarda olan şeylerin anlatırsın. Bunlar öyle olaylardır ki, eğer onları anlatmasan günaha girmezsin ve zarara uğramazsın.

Cihadla ilgili anlattıklarında da durum aynıdır. Eğer gördüğün hadiseleri mübalağa ile anlatırsan mâlâyâniye girmiş olursun. Meselâ, olayları eksik veya fazla anlatırsan, kendini temize çıkarmaya çalışırsan, nefsini övme, birine gıybet etme, Allah Teâlâ’nın yarattıklarından bir şeyi kötüleme gibi şeylerden kaçınmazsan, vaktini zayi etmiş olursun. Sen hayırlı bir şeyi anlatırken tehlikelerden kaçınamazsan, bizim zikrettiğimiz dilin afetlerinden nasıl kurtulabilirsin?

Şunlar da sana faydası olmayan konuşmalardır: Başkasına, seni ilgilendirmeyen birşey sorarsın. Böylelikle vakti zayi etmiş olursun. Arkadaşını da, soruna cevap vermek suretiyle aynı şekilde zamanını zayi etmeye zorlamış olursun. Sorulan soru, kişiyi bir afete sürüklemediği taktirde vaktini zayi etmiş olur. Halbu ki soruların bir çoğu insanı afete ve zarara sürükler.

Mesela sen birine, “Oruçlu musun?” diye sorarsan; eğer o, “Evet” derse ibadetini açığa vurmuş olur. Bu taktirde riyaya girer. Riyaya girmezse de, ibadeti gizliler defterinden silinir. Gizli olan ibadet ise açık olandan, dereceler farkıyla daha üstündür. Eğer, “Hayır” derse, yalancı olur. Cevap vermezse, sen küçümsenmiş olursun ve böylelikle ona eziyet etmiş olursun. Şayet soru sorduğun kimse, söylediğini defetmek için çeşitli yollar ararsa, zorlanmaya muhtaç olur ve yorulur. Dolayısıyla sen onu sorunla ya riyaya, ya yalana, ya küçümsenmeye ya da kendisini soruyu defetmek için hile yaparak yorgunluğa sevketmiş olursun. Diğer ibadetlerinden ve günahlardan sorman da böyledir.

(daha fazla…)

Kur’an-ı Kerim’de Hurma ve Hurmanın Faydaları

Pazar, Ağustos 15th, 2010

Hurma, Kuran’da pek çok ayette bahsi geçen, cennet nimetleri arasında “eşsiz-hurma” (Rahman Suresi, 68) ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir. Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli özelliği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden biri olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici özelliği nedeniyle de tercih edilen bir besindir. Her geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem gıda hem de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir. Hurmanın sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi’nde dikkat çekilmiştir.

Baş (zihin, Dimağ, beyin)

Hurma baştan başlamak üzere vücudumuzun bir çok organına elle tutulur gözle görülür tesir icra eder. Beynimizin fosfora ihtiyacı vardır. Bu da hurmada bol miktarda bulunmaktadır. Beyin ve fikir işçileri çoğu zaman yorgunluk hissederler. Kendilerini dinlendirmek isterler işte o zaman hurma yemeliler. İlim erbabı kitap erbabı  kalem erbabı işlerinin başında biraz hurma bulundursunlar yeter.

Sinir sistemi:

Hurmanın en etkili olduğu diğer bir saha da sinir sistemimizdir. Müthiş dinlendirici bir özelliği vardır. Hurma da B1- B2 vitaminleri bulunmaktadır.bunlarda zihni ve sinir sistemnini dinlendirici özelliğe sahiptirler.

(daha fazla…)

Sabah Namazı Nasıl Kılınır

Cuma, Ağustos 13th, 2010

Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: “Niyet ettim bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya”, diye niyet edilir. Hemen eller yukarıya kaldırılıp “Allahu Ekber” diye tekbir alınır. Ondan sonra eller bağlanır ve “Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük” okunur. Arkasından “Eûzübillahimineşşeytani’r-racim Bismillahirrahmanirrahim” diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra “Amîn” denir ve bir mikdar daha Kur’an okunur (1). Arkasından “Allahu Ekber” deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa “Sübhane Rabbiye’l-Azîm” denir. Sonra “Semiallahülimen hamideh” denilerek ayağa kalkılır. Ayakta “Allahümme rabbena ve lekelhamd” denilir (2). Ondan sonra “Allahu Ekber” diyerek secdeye varılır. Secde halinde de üç defa “Sübhane Rabbiyel’alâ” denir. Sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir tesbih miktarı durulur. Yine “Allahu Ekber” denilerek ikinci secdeye varılır. Bunda da üç defa “Sübhane Rabbiyel’alâ” denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.

Bu ikinci secde arkasından “Allahu Ekber” denilerek ikinci rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur’an okunur. Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna “Ka’de = oturuş” denir. Burada “Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina” diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra “Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah” diyerek sağ tarafa ve yine “Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah” diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı namaz bitmiş olur (3).

Bütün bu tekbirler, tesbihler ve kıraatlar, yalnız namaz kılanın işitebileceği bir sesle gizlice yapılır.

Namazda erkeklerle kadınların ellerini nasıl kaldıracakları, nasıl bağlayacakları, rükû ile secdede ve ka’delerde nasıl vaziyet alacakları “Namazın sünnetleri ve edebleri” bölümünde bildirilmiştir.

(daha fazla…)

Öğle Namazı Nasıl Kılınır

Perşembe, Ağustos 12th, 2010

Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet “Bugünkü öğle namazının ilk sünnetine” diye yapılır. Bir de bunda ikinci rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka’de) olduğundan bu oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunur. Sonra “Allahu Ekber” deyip ayağa kalkılır. Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat için “Allahu Ekber” denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka’dedir. Bunda da Tahiyyat okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup, yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet kılınmış olur.

(daha fazla…)

Ramazan Ayı ve Orucun Önemi Fazileti

Çarşamba, Ağustos 11th, 2010

Sual: Ramazan ayının önemi nedir?

CEVAP: Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi. İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir. Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Âmin. (Mektubat ,1.c. 45.m.)

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. [Tirmizi] (Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennete girer.) [Deylemi] (

Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym] (Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]

(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:


(daha fazla…)

Gayretullah’a dokunmasına az kaldı

Pazar, Ağustos 8th, 2010

İnsanlar yanlış yollara girerler. Gel zaman git zaman, bu yollardan dönmezler, aksine daha da ısrarcı olurlar. Her istediklerini yapabiliyorlardır, onlardan güçlüsü yoktur, kimse onlara karşı çıkamaz. Fakat bir zamandan sonra kendilerine tanınan süre yavaş yavaş sona ermeye başlar her ne kadar kendilerine bir süre tanındıklarından haberleri dahi olmasada. Mesafeler kalır sabrın taşmasına. Bir adım ya da iki adım…

“Gayretullah’a dokunmasına az kaldı; hem de çok az kaldı. Bir adım mı, iki-üç adım mı bilemiyorum ama böyle devam ederse çok az kaldı.”

Allah’ın cezalandırmak için yakalaması, perçeminden tutması, yeter artık, dur demesi ibrenin Gayretullah’a dokunduğunun göstergesidir. Asırlık zulümlerin, baskıların, hiçe saymaların, yok farz etmelerin cezasını toptan verir ve öyle bir sille akşeder ki nereden geldiğini kimse anlayamaz.

“Allah imhal eder ama ihmal etmez ve bir de yakaladı mı iflah etmez.”

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Beraat Kandili Mesajı

Pazartesi, Temmuz 26th, 2010

26 Temmuz 2010 Pazartesi gününü Salı’ya bağlayan gece dini geleneğimizde bir af, merhamet ve mağfiret gecesi olarak kabul edilen Berat Kandili’ni idrak edeceğiz.

Şaban ayının 15’ine tekabül eden Berat gecesinde “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum, senden yine sana ilticâ ediyorum. Senin şanın yücedir. Sana yaptığım senayı, senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana layık bir surette hamd etmekten acizim” (Müslim, Salat, 222/1090; İbn-i Mâce, Hadis no: 3841) niyazlarıyla dua edip Yüce Rabbimiz’e yakaran Rahmet Elçisi Sevgili Peygamberimiz (sav), bu gecede Cenab-ı Allah’ın kendisinden bağışlanma dileyenleri affedeceğini, içtenlikle yapılan duaları kabul edeceğini müjdelemiştir (İbn Mace, İkâmetü’s-Salât, 191). Sevgili Peygamberimiz (sav)’in bu duası ile özdeşleşen ve mübarek Ramazan ayının müjdecisi olan bu gece, inananların kulluk bilinci ve hesap verme şuuruyla suç ve yanlışlardan kaçınmaları, günahlardan arınmaları ve Yüce Yaratıcı’nın sonsuz rahmet ve merhametine iltica etmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatır. Bu itibarla Berat gecesi, bilerek veya bilmeyerek işlenen hata ve günahlardan tövbe ederek, günahların kalplerde bıraktığı kirlilikten arınma, sıkılan ve bunalan ruhların Yüce Rabbimizin rahmetine ve mağfiretine ulaşması adına Müslümanların önüne açılmış bir fırsat kapısıdır.

(daha fazla…)